17 Şubat 2014

Beyoğlu’nun İçine Çeker Sizi, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi!

Mak.
Book May Kill
                          
2014 yılının ilk Book May Kill yazısı, biraz geç teşrif ettiler. Kendileri bize bu hafta 2013’ün son aylarına doğru yayınlanan, İstanbul sevdası ve tarihe olan ilgisiyle tanınan, kaliteli Türk polisiyesi arayanların yakın markaja aldığı Ahmet Ümit imzalı enfes bir polisiyeyi anlatacaklar: Beyoğlu’nun En güzel Abisi.

“Yıkılmayı bekleyen binaların, kapıları sökülmüş, çerçeveleri çıkarımlı, duvarları çökmüş, çatıları uçmuş evlerin arasında yürürken sanki İstanbul’un göbeğinde değil de bombalanmış bir şehrin sokaklarında yürüyor gibi hissettim kendimi.”


Benim için 2013’ün en lezzetli kitabına geçmeden önce, Ahmet Ümit hakkında birkaç bilgi duymak isteyen?



Ahmet Ümit, Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi’ni bitirip, Moskova’da Sosyal Bilimler Akademisi’nde siyaset eğitimi görmüştür. Kar Kokusu romanının, Moskova’da yaşadığı döneme ait izler taşıdığını anlayabiliriz. Romanlarında hâkim olan, “Bir şey yapmak lazım ama ne?  Var olan düzeni, düzeltmemiz lazım ama nasıl?” gibi sorularla kafa yoran ve düşünen hava nedeniyle, Ahmet Ümit okuyarak zamanınızı optimal şekilde kullandığınızı garanti edebilirim. Kar Kokusu’nun yanında Ahmet Ümit, başta İstanbul Hatırası, Beyoğlu Rapsodisi, Sis ve Gece gibi baba polisiye romanlar ile Ninatta’nın Bileziği, Aşk Köpekliktir, Masal Masal İçinde gibi öykü ve masal kitaplarına da sahiptir. Ahmet Ümit’in efsane komiseri Komiser Nevzat ve yardımcısı Ali’yi konu alan bir dizi de yapılmıştır. Behzat Ç. ve yardımcısı Harun gibi bir ikili olan Komiser Nevzat ve çocukluk arkadaşı Ali’yi konu alan Karanlıkta Koşanlar dizisi, Ümit’in öykülerinden esinlenilerek yaratılmış bir Uğur Yücel dizisidir. Ümit’in roman ve öykülerinden uyarlanan dizilerin yanında, bir de film bulunmaktadır. Benim en sevdiğim filmlerin arasında yer alan Sis ve Gece; aynı isimli romanın filmidir. Uğur Polat’ın mükemmel oyunculuğuna eşlik eden Selma Ergeç’in de oyunculuğuna hayran olmamak elden gelmiyor filmi izlerken. Kitabı daha önce okumama rağmen, filmi izlerken hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğramadım; çünkü karakterler ve yerler tam olarak kafamda yarattığım gibiydi. Sokaklar, evler, sahneler… Kitabı okuduktan sonra, filmi de izlemenizi tavsiye ederim. Şimdi de Ahmet Ümit’le tanışma hikâyemi anlatacağım, nostalji seline hazır olun.

Ben Ahmet Ümit ile Masal Masal İçinde kitabıyla tanıştım. Beni kitap kurdu haline getirip sonra da “Sen baya okuyosun hayvan gibi lan, aferin!” şeklinde takdirlerle ortaya salan abim, elinde Masal Masal İçinde, Ankara’dan eve gelmiş, kitabı önüme atıvermişti. Polisiye başkentimin Ankara olmasının bir nedeni bu olabilir. Duygusal ve psikolojik çıkarımlarımla yine çok çılgınım. Neyse işte. “A bu ne negsel masal ehe!” demeye kalmadan kitabı bitirip, “Ahmet Ümit’in başka kitapsları vars mı kiiiiii?” diye diye Kavim ve Kar Kokusu’nu alıp okumuştum. Sonraki yaz Ankara’da, her gün bir Ahmet Ümit kitabını alıp okumalarım; annemin Ahmet Bey’i zengin ettiğimi iddia etmesine neden oldu. En son Beyoğlu Rapsodisi’ni bitirince de heyecanım en yüksek düzeyde kaldı ve ben de Ahmet Ümit sevdama, artık “en sevdiğim yazar” olan adam, kitap çıkarana kadar ara verdim. İstanbul Hatırası, Bab-ı Esrar ve Sultan’ı Öldürmek kitaplarının fazla tarihi, fazla didaktik, fazla çıkarımlı olması beni rahatsız etmiş olsa gerek, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ne biraz çekinerek yaklaştım; ama sonunda ne oldu? Aylardır “Ahmet Ümit yazmalıyım ama son kitabını okuduktan sonra…” şeklindeki ertelemelerime bir DUR dedim ve aramda duygusal bağ kurduğum bu kitabı sizlerle paylaşmak, kendimi de bir nebze olsun anlatmak istedim.

Didaktik roman severim; ama İstanbul Hatırası’nda didaktikliğin düzeyinin optimaldan daha yukarıda olduğunu ve bunun da romanın işleyişini, olayların akışını etkilediğini düşünmekteyim. Romanları okuyan ve görüşlerini belirtmek isteyen okuyucularımızdan yorumlarıyla düşüncelerini belirtmelerini istiyorum bu arada. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu kısa özet ve anılar denizinden sonra, kitaba geçmek fena olmaz diye düşünmekteyim, ne dersiniz?

Bu romanında Ahmet Ümit, İstanbul’un hüzünlü, mağrur ve yorgun semti Tarlabaşı’nda, yılbaşı gecesi işlenen bir cinayeti, okuyucuyu İstanbul’un ve hayatın gerçekleriyle yüzleştirerek, adım adım çözdürüyor Komiser Nevzat ve yardımcısı Ali’ye. Basit bir polisiyeden farklı, her Ahmet Ümit polisiyesi gibi; fakat bu sefer didaktikliği abartılmamış, gündemi yakından takip eden, sosyal mesaj içeren ve bir sözü olan bir romanla karşı karşıya kalıyoruz.

Cinayet kurbanı Engin’in iç sesleriyle başlayan roman, sert bir geçişle, olay yerine intikal eden Nevzat ve Ali’nin konuşmalarıyla devam ediyor. Kumarhane sahipleri Kara Nizam ile Barbut İhsan, hayatın sillesini yemiş olan Çilem, Ferhat Çerağ Kültür Merkezi kurucusu Nazlı Hanım, Klarnetçi Sadri ve masum Azize, Sultan Süleyman ve sattığı eşi Naciye, Beyoğlu’nun ve tüm Türkiye’nin gerçeği, hepimizin ayıbı, masum sokak çocukları Musti, Keto ve Pirana ve Ahmet Ümit… Romanın en sevdiğim kısmı ise, yazarın kendisini de bir karakter olarak romana katmasıydı ki bunun bir yazarın yapabileceği en eğlenceli şey olacağını düşünüyorum.

Tarlabaşı’nın tarihi, Rumlar, Ermeniler ve diğer yurttaşlarımızın 6-7 eylül olaylarında uğradıkları haksızlıklar gözler önüne seriliyor romanda. Aslında bu gerçeklik üzerine, dantel gibi örülüyor, işleniyor olaylar. Ümit; Beyoğlu’nun gerçeğini gözler önüne sererken, yerinde bir karmaşıklıktaki olay örgüsüyle bizlere göz kırpan romanda, geçtiğimiz haziran ayında tüm Türkiye’yi etkisi altına alan Gezi Olayları’nı da unutmuyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen mahkemesi, önümüzdeki Mayıs ayına ertelenen ve hepimizin kardeşi olan Ali İsmail Korkmaz ve cinayetlere kurban giden diğer kardeşlerimiz Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ile Mustafa Sarı da Ahmet Ümit tarafından saygıyla anılıyor romanın en sevdiğim, en duygulandığım, en ağladığım yerinde. Sanıyorum romana bu kadar bağlanmamın nedeni, romanın geneline yayılmış ama ara sıra minik detaylarla kendini hatırlatan Gezi olayları sahneleri. Ek olarak, romanın geneline yayılmış olan ve Türkiye’nin, dünyanın, insanlığın gerçeği erkek hegemonyası ise, kadınların mal gibi görüldüğü hayatlara mercek tutmayı başarıyor. “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” sıfatı ve hikâyesi ise apayrı bir konu, apayrı bir öykü formatında biz okuyucuları bekliyor. Başlarda basit gelen anlatımı ve olay örgüsünü yavaş yavaş güçlendiren ve karmaşıklaştıran Ahmet Ümit’in, genel anlamda oldukça başarılı bir romana imza attığını düşünüyorum.

“Ne yaşlanması Nevzat! Beyoğlu’nun En Güzel Abisi yaşlanır mı hiç?”

Bir acı sinsice sokulur gibi oldu kalbime, boğazımda o tanıdık düğümlenme… Genç bir ölünün kara gözleri umutsuzca yanıp söndü belleğimde.

“Cesur çocuklardı aslında. Benim yanımda bir delikanlının gözünü kör etti polis. Göz tüfeğiyle nişan aldı çocuğun yüzüne. Bile bile ya… Nasıl da yakışıklıydı oğlan, gitti sol gözü.”

“Sen niye yardım etmedin çocuğa?”

“Ettim, kim diyor etmedim, hastaneye kadar sırtımda taşıdım oğlanı. Hem direnişçilere yardım ettim hem de polise. Başka çaremiz yoktu ki, direnişçiler bir hafta bilemedin bir ay orada, sonra polisle biz baş başa kalacağız.”


“Parka girince nemli bir serinlik çöktü üzerime, yanık toprak, çürümüş ot kokusu… uğultu gibiydi evet, ağaçlardan geliyordu. Genç adamın duyduğu ses bu muydu yoksa? Tüylerim diken diken olmuştu, ama kendimi korkutmanın anlamı yoktu. Hemen mantıklı bir açıklama buldu zihnim: Rüzgarın sesi…. uğultu giderek netleşti, bir kız çocuğunun incecik sesine dönüştü. Ardı ardına isimler sıralamaya başladı. “Ali İsmail, Abdullah, Mehmet, Ethem, Mustafa.” Bir dua, bir ilahi, bir tekerleme gibi… “Ali İsmail, Abdullah, Mehmet, Ethem, Mustafa.””

“3 Ocak’tan kendinizi sakının Nevzat Bey… Ne demek istediğimi sormayın lütfen, sözlerimin kaynağını da merak etmeyin, ama uyarımı da yabana atmayın. Bir romancının  yalanları her zaman dikkate değerdir.”

Abartısız, sade, asil ve korkusuz bir roman Beyoğlu’nun En Güzel Abisi. Ahmet Ümit’e selam ederek, yazımı noktalıyorum. Kitapla kalın.                                
                                        
Görseller: idefix.com, egoistokur.com, radikal.com.tr, haberlink.com, ahmetumit.com sitelerinden alınmıştır.

6 yorum:

  1. Haziran ayında Gezi olaylarında hayatını kaybedenler hiç bi zaman unutulmayacak! Selam olsun! Ahmet Ümit'in Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabını almıştım. Bu yazıdan sonra okuyacağım kitaplar listesinde en başa yazıyorum.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. LİSEDEYKEN YAKIN BİR ARKADAŞIMIN EDEBİYAT DÖNEM ÖDEVİYDİ AHMET ÜMİT KİTAPLARI. O KADAR KISA BİR SÜREDE, O KADAR ÇOK OKUMUŞTU, ÖYLE YAKINIYORDU Kİ, AHMET ÜMİT BENİM İÇİN, BİRKAÇ SAYI GERİDEN BAŞLADI. ŞİMDİ SEN NÖTRLEYECEK BİR YAZI YAZDIN, LAKİN SEN YAZDIĞIN İÇİN AVANTAJLI KONUMA BİLE GEÇTİ AHMET.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bi oku bak, Beyoğlu Rapsodisi'nden başla, pişman olmayacaksın :)

      Sil
  3. Ahmet Ümit i farklı yönleriyle ele alman yazına akıcılık katmış. Yazılarındaki kalitenin düşmemesi ümidiyle...

    YanıtlaSil
  4. Okuduğum kitabı yarıda bıraktıran eser :) Mükemmel bir kitap İstanbul sevdası ancak bu kadar olur :))

    YanıtlaSil

.